GÜNCEL HAYATTAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜNCEL HAYATTAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KÜBA: OTOBANDAN ÖNCEKİ SON DURAK…


İki yıl önce Havana’yı görmüş arkadaşlarım diyorlar ki, “Buralarda doğru dürüst yemek yiyecek yer yoktu. Şimdi turistik restoranlar açılmış. İnsanların elinde tek tük cep telefonu vardı. Şimdi ilkokul çocuklarının ellerinde bile akıllı telefonlar…”

Küba, hızla “çağı yakalıyor!”. Uluslararası markaların tabelaları teker teker görünmeye başlamış. Sanıyorum çok kısa bir zaman sonra bugünkünden çok daha farklı bir Küba ile karşılaşacağız. Onun için “otobandan önceki” son halini görmek istiyorsanız elinizi çabuk tutun ve Küba için bir bilet alın…

İLETİŞİMCİLERİN 12. BULUŞMASI...

İletişim bilimciler Eskişehir’de buluşuyor. Bu yıl 12’ncisi düzenlenen uluslararası iletişim sempozyumu Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesinin ev sahipliğinde 16 Haziran pazartesi günü başladı. Üç gün sürecek sempozyum boyunca 10 ülke ve 37 farklı üniversiteden akademisyen tarafından hazırlanmış toplam 51 bildiri sözlü olarak sunulup tartışılacak.

HAKKÂRİLİ BİR ÇOBANIN HİKÂYESİ...


Bu yazıda Hakkârili bir çobanın hikâyesini anlatacağım size. 18-20’li yaşlarındaki bu çobanın, bir düşünü gerçeğe çevirmek için nasıl çabaladığının öyküsünü...

İLETİŞİM ÖĞRENCİLERİ SEKTÖRDE ÇALIŞMALI MI? (2)


Önceki yazıda iletişim fakültesi öğrencilerinin radyo, televizyon, gazete gibi yayın organlarında yani sektörde çalışıp çalışmamalarının sağlayacağı avantaj ve dezavantajları sıralamaya çalışmıştım. Bu yazımda ise sektörde çalışma konusuna çeşitli şartlar bağlamında yaklaşan görüşleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

İLETİŞİM ÖĞRENCİLERİ SEKTÖRDE ÇALIŞMALI MI? (1)


İletişim fakültesi öğrencileri, öğrenim hayatları sırasında herhangi bir gazete, dergi, radyo ya da televizyon kanalında; yani sektörde çalışmalı mı, çalışmamalı mı? Sektörde çalışmanın avantajları ve dezavantajları neler? Öğretim elemanları ve öğrenciler bu konuda ne düşünüyor?

TARİH YAZMAK!

Haber, Liverpool ve Beşiktaş futbol takımlarının karşı karşıya gelmesi ve karşılaşmanın 8-0 sonuçlanması. “Ne?” sorusunun yanıtı bu. “Nerede ve ne zaman” sorularının yanıtları da net. İngiltere’de, 45 bin 552 kişilik Anfield Road Stadı’nda Türkiye saati ile 21:45’te… “Neden” ve “nasıl” sorularını yanıtlamanın ise türlü yolları var...

TÜRKİYE’Yİ DIŞ BASINDAN TAKİP ETMEK DAHA MI İYİ?

Bu soru için benim yanıtım şu: Türk basınını takip edin. Her türlü haber ve yorumu okuyun. Ortaya çıkan kafa karışıklığının üzerine de dış basını okuyun. Bakın, onlar hangi haberlere ne ölçüde yer vermiş, nasıl yorumlamış. Böylece her şey biraz daha netleşecek ve anlaşılır hale gelecektir.

MUSTAFA’NIN HİKÂYESİ…

Çocuktu, büyüdü. Okula gitti. Bir yıl Kur’an Kursu’nda okudu. İmam Hatip Lisesi’ni bitirdi. Üniversite birinci sınıfa kadar, yani dört yıl öncesine kadar evlerine televizyon girmemişti. Üniversitede, ‘Radyo ve Televizyon’ eğitimi aldı. Bir tek kamerayla; hani o düğün salonlarında gördüklerinizden bir kamerayla, kurgu seti olmadan tek başına bir belgesel film çekti. Ödül aldı. Sonra başka ödüller geldi...

MEDYA OKURYAZARLIĞI DERSİNİ İLETİŞİMCİLER VEREBİLİR

“Ne olacak bu iletişim fakültesi mezunlarının hali?” sorusuna bu yazımda alternatif istihdam olanaklarına ilişkin önerilerle yanıt vermeye çalışacağım. Bu önerilere tüm iletişimcilerin sahip çıkması, tartışması, gerekiyorsa geliştirmesi, bir şekilde gündemde tutması ve hayata geçirilmesi için çaba göstermesi gerekiyor.

“NE OLACAK BU İLETİŞİM MEZUNLARININ HALİ?”

Bir kez daha bu konuyu yazıyorum. “Ne olacak bu iletişim fakültesi mezunlarının hali?”. Her girdiğim ortamda, iletişim fakültesi mezunlarının sorduğu ortak sorulardan en önemlisini bu oluşturuyor. Kimileri hocaları olduğum için, kimileri de yazılarımı okudukları için bana mail gönderip hem isyanlarını, hem de uyarılarını bildiriyorlar.

“NEDEN KİMSE GAZETECİLERE GÜVENMİYOR?”

Çok iddialı bir soru… Gazetelere ya da gazetecilere “hiç kimsenin” inanmadığını ya da güvenmediğini söylemek zor. Hatta sayıları az da olsa kimilerine herkesden fazla güven duyulduğu da söylenebilir. Ancak genel olarak gazetecilik mesleğine duyulan güvenin geçmişe oranla azaldığını söylemek belki daha doğru.

INDIANA’DAN İSTANBUL’A TRAFİK MANZARALARI

Türkiye’de en çok şikâyet ettiğim konulardan birisi trafik. Öteden beri, gerek medyanın, gerekse siyasilerin ve gerekse yöneticilerin konuya gereken önemi göstermediklerini düşünüyorum. Onun için de gittiğim her yerde trafiğe ve sokaklara dikkat etmek en büyük âdetim…

ULUSLAR ARASI İLETİŞİM SEMPOZYUMU’NUN ARDINDAN

Nereden başlasam bilemiyorum. Amerika’dan mı, sempozyumdan mı, Paris’ten mi, Türkiye’ye döndüğümde gördüklerimden mi, düşündüklerimden mi karar veremiyorum. Hepsinden söz etmek sanırım birkaç yazı konusu olacak gibi…

HAKEM DEĞERLENDİRMELERİ NE KADAR ADİL?

Son yıllarda; özellikle doçentlik başvuru şartlarının değişmesinden sonra, akademik çalışmalarda “hakem süreci” daha fazla aranır hale geldi. Bu nedenle hakemli dergi sayısında önemli bir artış yaşanırken, bilimsel toplantılarda da hakem heyetleri ön plana çıktı. Ardından, hakem değerlendirmeleri tartışmalara konu oldu. 

NEYİN ÖNEMLİ OLDUĞUNA KARAR VERMEK...

Gazetecinin belki de en zor ve asıl görevi olaylar arasında hangilerinin daha önemli ve hangilerinin daha önemsiz olduğuna karar vermektir. Bu seçim, çoğu zaman gazetecinin objektifliğine de gölge düşürür niteliktedir. Farklı insanlar, farklı konuların önemliliğini savunur. Kamuoyu ise en fazla dört ya da beş konuyu taşıyabilir. Konuların rekabeti açısından süren bu savaş, kamuoyunu   “konu bombardımanına” tutar. İnternet sayesinde kamuoyu eskiye oranla artık daha fazla bombardıman altındadır.

“KURTLAR VADİSİ” YAYINLANSIN MI, YAYINLANMASIN MI?

Kurtlar Vadisi dizisinin bugüne dek tek bir bölümünü izledim. O da bir misafirlikte ve zorunlu olarak. Kurtlar Vadisi Irak filmini de bir uzun yol seyahatinde otobüste izleyebilme fırsatım oldu. Filmin iyi ya da kötü olduğundan, sevdiğimden ya da sevmediğimden değil, kişisel tercihlerim nedeniyle bu tür filmleri izlememe hakkımı kullanıyorum. Ancak son gelinen nokta, beni de üzerinde düşünmeye itti.

YALAN VE MAKSATLI HABERLER NE İŞE YARAR?

Gerçeği yansıtmayan, uydurma haberlere “yalan haber” ya da habercilerin dili ile “asparagas” denilir. Halkın ilgisini çekecek nitelikte masa başında uydurulan bu haberleri “maksatlı” haberlerle karıştırmamak gerekir. Çünkü maksatlı haberler, gerçeği yansıtmamasının yanında “birinin çıkarları için” yapılmış haberlerdir.

HALK NE İSTİYOR, TELEVİZYONCULAR NE BEKLİYOR?

Hani televizyon yapımcılarının kendilerini savunurken sıklıkla kullandıkları bir ifade vardır: “Halk ne istiyorsa, onu yayımlıyoruz”. Hatta en eleştirilen programlar karşısında bile bu savunuyu dile getirirler. “İyi ama halk bu programları izliyor” diye reyting; yani izlenme rakamlarını ortaya koyarlar. Tartışma uzar gider. Kaynayan kazanda ticari televizyoncuların “ucuz maliyet” ve “bol reklâm” isteği pek de su yüzüne çıkmaz.

SANATÇI KİME DENİR, KİME DENİLMEZ?

“Sanatçı kime denir, kime denilmez?” sorusuna uzman yanıtı vermek haddime değil elbette. Ancak “duyarlı bir vatandaş” olarak medyada sıklıkla duyduğumuz “sanatçı” kavramının yerli yerinde kullanılmadığına ilişkin düşünce ve bu konudaki tartışma, beni araştırmaya itti. Bulduğum bazı yanıtları sizlerle paylaşmak istedim.

GAZETE FİYATINI UCUZLATMAK, GAZETECİLİĞİ DE UCUZLATIR MI?

Bir gazetenin promosyon olarak fiyatını düşürmesi, “ürün” olarak gazetenin sunulması anlamına gelir. Bir tutundurma faaliyeti olarak olumlu görülebilecek bu davranış, uzun vadede “haber ve para” ilişkisi bağlamında kimi kaygıları gündeme getirir. Çünkü gazeteciliğin ateş ve barutu haber ve para ilişkisidir. Bu ikisinin yan yana gelmesi, gazetecilik mesleği adına endişe uyandırır.