İLETİŞİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İLETİŞİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İLETİŞİM FAKÜLTELERİ ÖZEL YETENEK SINAVIYLA MI ÖĞRENCİ ALMALI?

Bundan 10 yıl öncesine kadar özel yetenek sınavıyla öğrenci alan, Türkiye’nin üniversite yaşamına “iletişim” sözcüğünü de kazandırmış olan ve “İletişim Bilimleri Fakültesi” adını taşıyan tek fakültesi, 1998 yılından bu yana ÖSS sistemiyle öğrenci kabul ediyor. Peki, özel yetenek sınavı mı daha iyiydi, yoksa ÖSS sistemi mi?

HAKKÂRİLİ BİR ÇOBANIN HİKÂYESİ...


Bu yazıda Hakkârili bir çobanın hikâyesini anlatacağım size. 18-20’li yaşlarındaki bu çobanın, bir düşünü gerçeğe çevirmek için nasıl çabaladığının öyküsünü...

HAKEM DEĞERLENDİRMELERİ NE KADAR ADİL?

Son yıllarda; özellikle doçentlik başvuru şartlarının değişmesinden sonra, akademik çalışmalarda “hakem süreci” daha fazla aranır hale geldi. Bu nedenle hakemli dergi sayısında önemli bir artış yaşanırken, bilimsel toplantılarda da hakem heyetleri ön plana çıktı. Ardından, hakem değerlendirmeleri tartışmalara konu oldu. 

“KURTLAR VADİSİ” YAYINLANSIN MI, YAYINLANMASIN MI?

Kurtlar Vadisi dizisinin bugüne dek tek bir bölümünü izledim. O da bir misafirlikte ve zorunlu olarak. Kurtlar Vadisi Irak filmini de bir uzun yol seyahatinde otobüste izleyebilme fırsatım oldu. Filmin iyi ya da kötü olduğundan, sevdiğimden ya da sevmediğimden değil, kişisel tercihlerim nedeniyle bu tür filmleri izlememe hakkımı kullanıyorum. Ancak son gelinen nokta, beni de üzerinde düşünmeye itti.

MEDYA ŞİDDET DOĞURUR MU?

Okullarda şiddeti önlemeye yönelik olarak son günlerde çeşitli kampanyalar düzenleniyor. Şiddet eylemlerinin yaygınlaşmasının birçok nedeni arasında medyadaki şiddet gösteriminin de önemli bir payı olduğundan söz ediliyor. İletişim biliminde ise medyada şiddet gösteriminin insan davranışı üzerine etkileri konusunda üç farklı hipotez mevcut. Ancak resmi raporlar televizyondaki şiddetin, şiddeti artırdığını söylüyor.

İLETİŞİM ÖĞRENCİSİNİN ALTIN BİLEZİKLERİ

Üniversiteler ve iletişim fakülteleri öğrencilere pek çok alanda altın bilezikler sunar. Bunlar aynı zamanda mezuniyet sonrasında birçok kapıyı açmaya yarayacak altın birer anahtardır. İyi bir Türkçe, yabancı dil, genel kültür ve iletişim bilgisi başlıca anahtarlardır. Bunların yanı sıra uygulamalı derslerin de mutlaka bileğe takılan altın bilezikler olarak parlatılması gereklidir. 

KİMİN “GÜZEL”, KİMİN “ÇİRKİN” OLDUĞUNA MEDYA MI KARAR VERİYOR?

Medyanın etkilerine dönük yaklaşımlar arasında gündem belirleme hipotezi; medyanın, insanların “ne hakkında” ve belki de “ne düşüneceklerini” belirlemede etkili olduğunu ileri sürmektedir. Peki medya, acaba toplumun güzellik anlayışı konusunda nasıl etkilere sahiptir? Kimin ya da neyin “güzel” ya da “çirkin” olduğuna insanları “ikna etmede” ne derece başarılıdır? Örneğin, “sıska” mankenlerin “kötü örnek olmaları” nedeniyle podyuma çıkmaları yasaklanırken, medyadaki “sıfır beden” takıntısına ne denir?

DÜN HANGİ GAZETEYİ OKUDUNUZ? BUGÜN HANGİ GAZETEYİ SATIN ALDINIZ?

Lisans ve lisansüstü öğrenim yapan öğrencilerime geçtiğimiz haftalarda bir ödev verdim. Derse bir gazete satın alarak gelmelerini istedim. Sonra da bir dizi sorarak gazete okuma alışkanlıklarına ilişkin kimi ipuçları elde etmeye çalıştım. Ortaya çarpıcı sonuçlar çıktı. Gazete yöneticilerinin ve gazete okuma davranışını merak edenlerin ilgisini çekebilecek sonuçları sizlerle paylaşmak istiyorum.

GENÇ AKADEMİSYENİN KİTAP YAYINLATMA MACERASI…

Akademisyenlerin başarı ölçütlerinden birisi de kuşkusuz yayınlamış oldukları kitaplardır. Akademisyenlerin yayınladığı kitap sayısı, niceliksel olarak gösterge niteliği taşır. Ancak bir akademisyen için kitap yayınlamak hiç de kolay iş değildir. Hatta kitabı yayınlayacak yayınevi bulmak, yoğun emek gerektiren bilimsel bir araştırmayı yapmaktan "kimi zaman" çok daha zordur.
Üniversitelerarası Kurul'un Sosyal, Beşeri ve İdari Bilimler Temel Alanı için doçentlik sınavı başvuru koşulları arasında, "Tanınmış ulusal yayınevleri tarafından yayımlanan kitap" için 3 puan verileceği kaydedilmiştir. Bu maddede, ders kitaplarının kapsam dışında olduğu da parantez içinde ifade edilmiştir.

“HALKIN VE MEDYANIN GÜNDEMİ ÖRTÜŞÜYOR MU?”

Medyaya duyulan güven “beklenen düzeyin” altında. Kamuoyunun yarıdan fazlası medya gündeminin doğru olduğuna inanmıyor, gündem konularının bazılarını suni/yapay buluyor ve medyanın tarafsız olmadığını düşünüyor.

TÜRKÇE MESELESİ...

Son zamanlarda “Türkçe meselesine” kafayı takmış durumdayım. Dil, anlatım ve noktalama yanlışlarına artık dayanamıyorum.
En son, Fakültemizin Basın ve Yayın Bölümü öğrencilerine gazetecilik uygulama dersi kapsamında bir sınav yaptık. Sınavda sorgumuz soruyu önceki yazımda sizlerle paylaşmıştım…

BİR TEK SÖZCÜK...

Sözcükler küçüktür ve uzaktan bakıldığında belki önemsiz de görünebilir. Ancak işin aslı pek de öyle "aman canım sen de" denilecek kadar kolay ya da basit değildir...

“ASIL GÜNDEM”, “YAPAY GÜNDEM” TARTIŞMASI

“Bu ülkede medya gündemi, kamu gündemi ile uyuşmuyor. Medya istediği şeyi gündemine alıyor. Halkın asıl gündemi medyada yer almıyor. Medya yapay gündemler yaratıyor. Halkın aklını çelmeye çalışıyor. Gazeteler de halkın sorunları ile ilgilenmediği için satmıyor. Kimse gazete satın almıyor.” Gündem belirleme konusunda doktora tezi hazırlamış bir akademisyen olarak sıklıkla duyduğum ve müdahale etmek durumunda kaldığım görüşlerin bir bölümü bu şekilde özetlenebilir. Bu görüşler hangi yönleriyle doğru, hangi yönleriyle yanlış açıklamaya çalışayım…

TÜRK BASINI HANGİ KURAMA UYAR?

Sanırım “en çok bilinen” dört basın kuramı Otoriter Kuram, Özgürlükçü Kuram, Sosyal Sorumluluk Kuramı ve Sovyet-Totaliter Kuram’dır. Türk basın tarihine bakıldığında bu dört kurama ilişkin kimi benzetmelerde bulunmak mümkündür. Peki günümüz şartları dikkate alındığında acaba Türk basınını bu kuramlardan hangisine daha yakındır?

MEDYA İÇERİKLERİNİ NE YA DA KİM BELİRLER?

Her gün haber merkezlerine ulaşan binlerce haber vardır. O gün yaşanan milyonlarca olay arasından haber haline getirilmiş olanların çok önemli bir bölümü çöpe atılır ve yayınlanma şansını elde edemez. Günlük bir gazetenin birinci sayfasında yaklaşık 15 haber, bir televizyon kanalının ana haber bülteninde de yaklaşık 20 haber yayınlanır. Çoğu zaman da aynı haber, farklı gazete ya da televizyon kanalında farklı biçimlerde ele alınır. Peki, medya içeriklerinin hazırlanmasına hangi unsurlar etkide bulunur?

İLETİŞİM DÜNYASINDA KAVRAM TARTIŞMASI

Medya kavramı üzerine ilk yazıyı bundan yaklaşık 15 yıl önce yazmıştım. İletişim Bilimleri Fakültesi öğrencisi olarak öğrendiklerimle, o sırada stajer olarak çalıştığım yerel gazetedeki büyüklerim arasında ciddi bir kavram tartışması yaşanıyordu. Görüyorum ki, o tartışmalar bugün hala sürüp gidiyor. Hatta ortaya çıkan kimi yeni kavramlar, yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.

BUSH'U NASIL BİLİRSİNİZ?

"ABD Başkanı Bush'u nasıl bilirsiniz?" diye sorsam, sanırım bir çoğunuz farklı yanıtlar verirsiniz. İyi diyenleriniz olur, kötü diyenleriniz olur. Hakkında bir çok şey söylersiniz. Belki içinizden kimilerini susturmak bile kolay olmaz.

BUSH'U NE KADAR SEVİYORSUNUZ?

Elbette Sheakspare'in dediği gibi" ölçülebilen bir sevgi zavallı bir sevgidir" ama yine de sormak geliyor insanın içinden, "Bush'u ne kadar seviyorsunuz?" diye. Her ne kadar Amerika Birleşik Devletleri'nde George W. Bush ikinci kez başkan seçilse de, dünyanın geri kalan kısmı "sanırız" bu işten o kadar da memnun değil. Hatta aralarında Amerikalı seçmenleri ağır bir dille eleştirenler de var. Türk kamuoyunun bu konudaki tavrı ise merak konusu. Başkanlık seçimi üzerine Türk basını üzerinde yapılan araştırma, bu tavır konusunda önemli ipuçları sağlıyor.

GÜNDEMİ BELİRLEMEK NEDEN ÖNEMLİDİR?

Hepimizin hayatta karşılaştığımız sorunlar karşısında hangilerinin daha önemli olduğuna yönelik bir öncelik sıralaması vardır. Her sabah kalktığımızda bugün neler yapacağımızı gözden geçirmemiz aslında kendi gündemimizi oluşturmamız anlamına gelir. Yapılabilecek bir çok iş arasından bazıları diğerlerinden daha önemlidir. Peki, toplumsal sorunlar karşısında işe nereden başlanacağına ya da hangilerinin daha önemli olduğuna dair kararı vermemizde ne ya da neler etkili olmakta; toplumsal gündemimizin belirlenmesinde hangi unsurlar devreye girmektedir?

AYNA AYNA SÖYLE BANA…

Bir süredir Sabah gazetesinin televizyon reklamları dikkat çekiyor. Reklamda hayatın içinden manzaralar eşliğinde, elinde ayna şeklindeki sayfalardan oluşan "gazeteleri" ellerinde tutan kişiler görülüyor ve bu anlatımla, gazetenin "hayatın aynası" olduğu vurgulanıyor.

İletişim kuramları bağlamında "medyanın ayna rolü" yeni bir görüş olmamakla birlikte, daha önce de Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök bu konuya değinmiştir (1).

Medyanın ayna rolü, "medya toplumda olmayan bir şeyi yaratmaz" düşüncesine dayanır. Bir atasözü gibi de "medya kömürden altın imal edemez" denilir. Medyanın ancak halka sempatik gelen, umut veren bir cevheri işleyebileceği savunulur. Özkök'ün de dediği gibi "Medya bu şekilde olaylara ayna tutar ve aynada da gerçeğin yüzleri görülür." Gerçekten de medya, hayatın aynası mıdır, olabilir mi?

GAZETECİNİN SÖZLEŞMESİ

Literatürde toplumsal sorumluluk yaklaşımı, medyanın gerçekleri olduğu gibi yansıtması gerektiğini savunur. Gazeteci yazdığı haberinde olaylara ayna tutmalı, kişisel değer yargılarını, görüşlerini haberin içeriğine katmamalı, olabildiğince nesnel davranmalı ve yansız bir biçimde haberini yazmalıdır.

Haberde nesnelliğin de kimi ölçütleri vardır. Temel ölçüt dürüstlük ve denge olmakla birlikte, haber kaynağının tanımlanması netlik kuralı, haberde farklı görüşlere yer verilmesi denge kuralı, farklı görüşlere eşit oranda yer verilmesi de eşit alan ve eşit zaman kuralı olarak tanımlanır. Bu üç ölçüte uymakla nesnelliğe yaklaşıldığı düşünülür. Basının sorumluluklarını yerine getirebilmesi için de gerekli bazı işlevlerden söz edilir. Bunlar hükümet içindeki güç odaklarını tanıtmak, onları gözetlemek, kontrol etmek ve okuru bilgilendirmek şeklindeki siyasal işlev; bilgileri kamuoyuna aktarma, tartışma ortamı yaratma ve kamuoyunun oluşumuna katkıda bulunma şeklindeki eğitim işlevi; toplumun gündemini oluşturma işlevi ve topluma ayna tutma anlamına gelen sosyo-kültürel işlevler biçiminde tanımlanır. Dolayısı ile medya içeriklerinin oluşumunda belli bir takım kurallara dikkat edilir. Haber organizasyonu içerisinde, gerçeğin aynadaki görüntüsünün inşasında pek çok aktör rol alır. Bu süreç, bir görüntünün fotoğrafının çekilip karta basılmasına dek izlenen sürece benzer. Haber süreci, olay ya da muhabirden başlar; büro şefi, ishitbarat şefi, yazıişleri müdürü, editör, yayın yönetmeni şeklinde sıralanan hiyerarşik bir yapı içerisinde haberin birden çok kişinin "elinden geçerek" sayfaya yerleştirilmesi ve basılan gazetenin okura ulaştırılması ile tamamlanır.

FOTOĞRAFIN BAŞINA GELENLER

Bir görüntünün fotoğraf kartına basılması sürecinde görüntü kalitesine etkide bulunun bir çok unsurdan söz edilebilir. Bunlar filmin formatı, kalitesi, ışığa ve renklere karşı duyarlılığı, hangi tür fotoğraf makinesi ile görüntünün alındığı, pozlama süresi, diyafram açıklığı vs. gibi unsurlar dışında karanlık oda aşamasındaki ortamın ısı ve ışık durumu, banyo kalitesi, agrandizörün ve fotoğraf kartının özellikleri ve kullanılan filtreler gibi bir çok unsurdur.

Bir haberin gerçeğin yeniden inşası olarak kabulü de aynen yukarıdaki sürecin tekrarı anlamına gelir ve bu nedenle sürece etkide bulunan bir çok unsurdan söz edilebilir (2). Bunlar medya çalışanlarının kişisel özelliklerinden başlar. Medya çalışma düzeni ikinci düzeyi oluşturur. Kurumsal amaçlar, medya kurumunun ekonomik ve politik sorgulamasını beraberinde getirir. Kurum dışından gelen etkiler de görmezden gelinemez. İdeolojik eğilimler ise bütün düzeylerin içinde ve üzerinde tanımlanır.
Haber merkezlerine her gün ulaşan binlerce haber arasından ancak belirli sayıdaki haber kimi zaman yeniden yazılarak, kimi zaman başlıkları değiştirilerek, kimi zaman başka haberlerle ilişkilendirilerek yayınlanır ya da önemli bulunmayarak çöp sepetine atılır.

Bu bir anlamda süreci etkileyen unsurları ortaya koyarken, bir anlamda da medya içeriklerinde yansıtılan gerçeğin çöpe atılan ya da değişikliğe uğrayan karelerini ifade eder.

Medya içeriklerindeki görüntünün gerçeğin görüntüsü olmadığına dair pek çok araştırma bulgusundan da söz edilebilir. Gerçek yaşamdaki trafik kazası sayısı ile medya içeriklerindeki haber sayısı orantılı değildir. Brezilya'daki ya da Afrika'daki açlık konusu; orada ölenlerin anlamlı sayısı ile değil, şarkı ve konserlerle, ünlülerin yardım kampanyaları ile gündeme gelir. AIDS, erozyon, alkol ve uyuşturucu ile mücadele, silahsızlanma, terör, deprem, tinerci çocuklar, kız kaçırma olayları, okula gitmeyen genç kızlar, sağlık sorunları vs. pek çok konuda yapılan haberlerin sayısı ile bu olaylara ilişkin gerçek yaşam göstergeleri birbirinden farklıdır (3).

Sonuç olarak medyanın ayna rolü, eksiklerle dolu, ayna parçalarının bir araya getirilerek kurgulandığı, kimi zaman iç bükey, kimi zaman dış bükey görüntülerin oluşabildiği bir aynaya işaret eder. Medyanın yansıttığı görüntünün gerçeğin, gerçek bir görüntüsü olduğu düşüncesi şüpheli hale gelir (4). Kötü büyücünün sihirli aynası her zaman doğruları söylemeyebilir. Ancak kamuoyunu bu görüntünün doğru olduğuna inandırmaya ya da ikna etmeye çalışmak ise "başka bir şey" olarak yorumlanabilir.

------------------------------------------
(1) E. Özkök, "Yılmaz'ın Medya Atağı", Hürriyet, 17 Eylül 1993'den aktaran: N. Rigel, Kağıt Kaplanlar, Der Yayınları, İstanbul, 1993:99.

(2) P.J. Shoemaker ve S.D. Reese, Mediating the Message, İkinci Baskı, Longman, NewYork, 1996.

(3) E. Yüksel, Medyanın Gündem Belirleme Gücü, Çizgi Kitapevi, Konya, 2001.

(4). S. Alankuş (Der.), Habercinin El Kitabı: Medya ve Toplum, BİA Yayınları, İstanbul, 2003.
------------------------------
21.12.2004,  
http://www.dorduncukuvvetmedya.com/article.php?sid=3737

Aynı yazı: Anadolu, 23 Aralık 2004 Perşembe, s.6